<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
<channel>
<title>Dokuz Eylül Üniversitesi GSF Yedi:Sanat,Tasarım ve Bilim Dergisi, S11 (2014)</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/886</link>
<description/>
<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 06:30:26 GMT</pubDate>
<dc:date>2026-04-09T06:30:26Z</dc:date>
<item>
<title>Bir İdeoloji Taşıyıcısı Olarak Mit ve Tragedya</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/900</link>
<description>Bir İdeoloji Taşıyıcısı Olarak Mit ve Tragedya
YILDIZ AKGÜL, Tülay; , 
 Mitosların ortaya çıkışı, dinsel tapınım ve onun getirdiği sistem, törenlerin belli bir disiplinle yinelenmeye başladığı zamanda görülür. İlkel insanların doğadan etkilenmesi, doğanın doğum sancılarını doğayla bütünleşerek hissetmesi, yaratılışın anlamını doğayla paylaşması onu â€˜oyun'lar oynamaya itmiştir. Bu açıdan bakıldığında mit, geçmişten bugüne bir iletişim ve anlamlar sistemi oluşturur. Bu iletişim sistemi ve anlam olgusu da mitin bir kurgu, bir nesne ya da kavramdan öte anlamlarla kullanılmaya başlandığının altını çizer. â€˜Anlamlandırma/anlam yaratma', aynı zamanda içinde bulunulan sistemin de işleyişini, yasalarını, düzen ve düzensizliğini kurma ya da koruma amaçlı kullanılmaya yarayan faydacı bir zihniyetle ele alınmaya başlanır. Bu anlamda tragedyanın sahip olduğu kamusal ve politik güç, insanların içinde yaşadıkları dönemi, sistemi benimsemelerinde ideolojik bir rol oynamıştır.  The arising of myths, religious worshiping and the system which it brings, is seen when ceremonies started to repeat in a certain discipline. Effects of nature on primitive people, feeling the birth pains of the nature with nature and sharing the meaning of creation with nature pushed them to play â€˜games'. In this perspective myth forms a system of communication and meaning from the past to present. Also, this communication system and the phenomenon of meaning underline that the myth is started to use in a sense beyond a fiction, an object or a concept. â€˜Signification/ creating a meaning' is also started to use in an utilitarian mindset to preserve or set up to the functioning of the current system, the laws, order and disorder of it. In that sense, the political and public power of tragedy plays an ideological role to make people adopt the system and period they live in 
</description>
<pubDate>Wed, 01 Jan 2014 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://hdl.handle.net/20.500.12397/900</guid>
<dc:date>2014-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Sanatın Ciddiyeti Üzerine: 17. Yüzyıl Hollanda Resim Sanatında Gülme Eylemi</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/899</link>
<description>Sanatın Ciddiyeti Üzerine: 17. Yüzyıl Hollanda Resim Sanatında Gülme Eylemi
ÖZGENÇ, Neslihan
 Gülme eylemi, sadece neşe ve mutluluğu ifade etmez, diğer bir yanıyla alaycı bir tavrı da açığa çıkarır. Alaycı yıkıcılığından rahatsızlık duyulan gülme eylemi, tarih boyunca kontrol altına alınması gereken toplumsal bir durum olarak görülmüştür. İnançlar ile paralel gelişen Batı Sanatı da, Hıristiyan öğretilerinin davranışlara getirdiği yasaklar sonucunda, gülme eyleminin resmedilmesi karşısında ciddi bir tavır almıştır. Bu doğrultuda, dişleri göstererek sesli bir biçimde gülmenin sosyal statüyü aşağıya çekeceğine inanıldığından, resim siparişi veren bireylerin, ciddi görünümlü, sosyal statü ve zenginliklerini ifade edecek biçimde resmedildiği görülür. Fakat 17. yüzyıl Hollanda sanatında, diğer Avrupa Sanatı örneklerinden farklı olarak, köylü ve fakir halkı kahkaha atarken resmeden eserler görülmeye başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, Protestanlık sonrası 17. Yüzyıl Hollanda'sında ortaya çıkan yeni sanat türlerinin, gülme ve kahkahanın ironik durumunu ne şekilde ele aldığını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda bu çalışmada, gülme eyleminin tarihsel süreci içinde sosyo-kültürel çözümlemeler yapılmış ve sonuç olarak gülme eyleminin sanattaki yerine dair genel tespitlerde bulunulmuştur  Gülme eylemi, sadece neşe ve mutluluğu ifade etmez, diğer bir yanıyla alaycı bir tavrı da açığa çıkarır. Alaycı yıkıcılığından rahatsızlık duyulan gülme eylemi, tarih boyunca kontrol altına alınması gereken toplumsal bir durum olarak görülmüştür. İnançlar ile paralel gelişen Batı Sanatı da, Hıristiyan öğretilerinin davranışlara getirdiği yasaklar sonucunda, gülme eyleminin resmedilmesi karşısında ciddi bir tavır almıştır. Bu doğrultuda, dişleri göstererek sesli bir biçimde gülmenin sosyal statüyü aşağıya çekeceğine inanıldığından, resim siparişi veren bireylerin, ciddi görünümlü, sosyal statü ve zenginliklerini ifade edecek biçimde resmedildiği görülür. Fakat 17. yüzyıl Hollanda sanatında, diğer Avrupa Sanatı örneklerinden farklı olarak, köylü ve fakir halkı kahkaha atarken resmeden eserler görülmeye başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, Protestanlık sonrası 17. Yüzyıl Hollanda'sında ortaya çıkan yeni sanat türlerinin, gülme ve kahkahanın ironik durumunu ne şekilde ele aldığını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda bu çalışmada, gülme eyleminin tarihsel süreci içinde sosyo-kültürel çözümlemeler yapılmış ve sonuç olarak gülme eyleminin sanattaki yerine dair genel tespitlerde bulunulmuştur 
</description>
<pubDate>Wed, 01 Jan 2014 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://hdl.handle.net/20.500.12397/899</guid>
<dc:date>2014-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Tarihsel Gerçeklik ve Dram İlişkisi: Gerçek ya da Yapıntı Karakter Olarak Jeanne d'Arc</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/898</link>
<description>Tarihsel Gerçeklik ve Dram İlişkisi: Gerçek ya da Yapıntı Karakter Olarak Jeanne d'Arc
PELİSTER, Tuğçe Gözde
 Tarih algısının 19. yüzyıl içindeki değişimi, tarihsel metinlerin yazınsal metinlerle olan etkileşiminin incelenmesinin önemine vurgu yapmıştır. Tarihsel dramın malzemesi, değişen tarihsel ve yazınsal metin algısıyla bağımsız bir hal almıştır. Tarihsel bir figür olarak Jeanne d'Arc, Frederich Schiller, Bertolt Brecht, Bernard Shaw gibi oyun yazarları için dramatik malzemeye dönüşmüştür. Yapıntı Jeanne d'Arc, tarihsel gerçeklik ve dramatik karakter açısından farklı oyunlarda farklı biçimlerde yorumlanmıştır.  The change in perception of history in 19th century has emphasized the importance of analysing the interaction between the historical and literary texts. The material of historical drama has come to a state of independence due to change in perpection of historical and literary texts. Jeanne d'Arc, as a historical figure, has become a dramatic material for play writers such as Frederich Schiller, Bertolt Brecht, Bernard Shaw. In different plays, Jeanne d'Arc, as a fiction character, has been interpreted differently in terms of historical reality and dramatic character 
</description>
<pubDate>Wed, 01 Jan 2014 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://hdl.handle.net/20.500.12397/898</guid>
<dc:date>2014-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Hareketli Durağanlık İzlenimi: Bir Zamanlar Anadolu'da</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/897</link>
<description>Hareketli Durağanlık İzlenimi: Bir Zamanlar Anadolu'da
TUNALI, DİLEK
 Nuri Bilge Ceylan'ın son filmi 'Bir Zamanlar Anadolu'da', yönetmenin filmografisinde hem radikal bir kopuşu hem de diğer filmleriyle içten içe devam eden, aktarılan ve dönüştürülen eski bağları düşündürmektedir. Yönetmenin daha önceki yapımlarında fotoğrafik etkinin, görsel kompozisyonların ve biçimsel estetiğin ön plana çıkması, son filmi ile birlikte daha sağlam, katmanlı ve okunabilir bir yapıt olma özelliğini pekiştirmiştir. Açık formun bu kez salt filmin biçimsel çözümlemesini değil, daha da ötesine geçerek kültürel, toplumsal ve psikolojik olguların okunmasına izin veren (hatta bunu zorunlu kılan) bir yapıda olduğu görülmektedir. Film böylece toplum, kültür ve birey üzerinden, hem birbiriyle bağdaşan hem de tezatlıklar kuran, okunmaya açık durumlar yaratabilmektedir. Sıradan bir döngü içinde Bakhtinci anlamda 'diyalojikleşebilen' ve Bergsoncu anlamda 'durağanlık izlenimi üzerinden imge yaratabilen' yapısıyla, söylemsel ve felsefi bir içerik zemini oluşturabilmektedir  The last film of Nuri Bilge Ceylan titled 'Once Upon a Time in Anatolia' is a radical rupture in the filmography of the director and also could be considered within the context of previous links which are secretly treated, transferred and transformed. Distinguished features of photographic effect, visual compositions and formal aesthetics used in director's previous films reinforced its stability and hermeneutical readability with his last film. In this instance, it is observed that the open form not only allows to make a structural analysis of the film, but also makes it possible â€“ even it necessitates â€“ to read cultural, social and psychological facts. Thereby the film which makes the critical approach readable by its nature could create situations which can both accord and disaccord with each other through society, culture and individual. In a routine, it generates a hermeneutical, philosophical and contextual base which can be 'dialogical' in Bakhtinian sense and which can create 'image impression' through stability in Bergsonian sense. 
</description>
<pubDate>Wed, 01 Jan 2014 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">http://hdl.handle.net/20.500.12397/897</guid>
<dc:date>2014-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</channel>
</rss>
