<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rdf:RDF xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/5744">
<title>Tıp Fakültesi Doktora Tezleri</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/5744</link>
<description/>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12397/12515"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12397/12514"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12397/12513"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12397/12512"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-04-27T01:44:14Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/12515">
<title>Yeni idiyopatik epilepsi tanısı alan ve idiyopatik epilepsi nedeni ile valproik asit tedavisi kullanan hastalarda eritrositlerde lipid peroksidasyonu ve antioksidan enzim düzeylerinin belirlenmesi</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/12515</link>
<description>Yeni idiyopatik epilepsi tanısı alan ve idiyopatik epilepsi nedeni ile valproik asit tedavisi kullanan hastalarda eritrositlerde lipid peroksidasyonu ve antioksidan enzim düzeylerinin belirlenmesi
YİŞ, ULUÇ
Yeni idiyopatik epilepsi tanısı alan hastalarda tedavi öncesi ve idiyopatik epilepsi nedeni ile valproik asit tedavisi alan hastalarda eritrositlerde lipid peroksidasyonu ve antioksidan enzim düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 24 yeni idiyopatik epilepsi, 24 idiyopatik epilepsi nedeni ile valproik asit kullanan ve 21'ide sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 69 olgu alındı. Olguların eritrositlerinde lipid peroksidasyonun bir göstergesi olan malondialdehit ve antioksidan enzimlerden superoksit dismutaz ve glutatyon peroksidaz düzeyleri ölçüldü. Yeni tanı almış hastalarda ilaç tedavisi öncesi malondialdehit düzeyleri kontrol grubu ve valproik asit kullanan gruba göre daha düşük, süperoksit dismutaz aktivitesi ise daha yüksek olarak bulundu. Glutatayon peroksidaz düzeyleri bakımından gruplar arasında fark saptanmadı. Valproik asit tedavisi alan hastalarda ilaç kullanım süresi ile süperoksit dismutaz enzim düzeyleri arasında pozitif ilişki bulundu. Sonuç olarak primer idiyopatik epilepsili hastalarda oksidan-antioksidan denge bozulmakta ve organizma kurtarıcı sistemlerini devreye sokarak lipid peroksidasyonunu azaltmaya çalışmaktadır. Çocukluk çağında en sık kullanılan antiepileptik ilaçlardan biri olan valproik asit oksidan-antioksidan sistemler arasındaki dengeyi değiştirebilmektedir. The aim of this study is to evaluate the erythrocyte lipid peroxidation and antioxidant enzyme levels in patients with newly diagnosed primary idiopathic epilepsy before treatment and in patients treated with valproic acid for primary idiopathic epilepsy. A total of 69 cases including twenty-four patients with newly diagnosed idiopathic epilepsy, 24 patients treated with valproic acid for idiopathic epilepsy and 21 healthy children were included in the study. Malonyldialdyde as an indicator of lipid peroxidation and antioxidants enzymes including superoxide dismutase and glutathione peroxidase were measured in the erythrocytes of patients. The levels of malonyldialdeyhyde were decreased and activity of superoxide dismutase was increased in patients with newly diagnosed epilepsy when compared to control and valproic acid treated group. Glutathione peroxidase levels did not differ between the groups. There was a positive correlation between superoxide dismutase activity and duration of valproic acid treatment. In conclusion, oxidant-antioxidant status is impaired in patients with primary idiopathic epilepsy and organism tries to decrease lipid peroxidation by activating the scavenger systems. Valproic acid which is frequently used in childhood epilepsy may modify the balance between oxidant and antioxidant systems.
</description>
<dc:date>2008-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/12514">
<title>Metakolinle atak geliştirilen kronik astımlı BALB/C farelerde nebulize sildenafilin akciğer histolojisi, oksijen saturasyonu ve kan gazı parametreleri üzerine etkileri</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/12514</link>
<description>Metakolinle atak geliştirilen kronik astımlı BALB/C farelerde nebulize sildenafilin akciğer histolojisi, oksijen saturasyonu ve kan gazı parametreleri üzerine etkileri
Erge, Duygu 
Amaç: Sildenafil erektil disfonksiyon tedavisinde kullanılan bir fosfodiesteraz 5 inhibitörüdür. Fosfodiesteraz 5'in inhibisyonu siklik guanozin monofosfat düzeylerinde artışa neden olur. Siklik guanozin monofosfat ile astım patofizyolojisinde anahtar bir düzenleyici rol oynayan siklik adenozin monofosfatın benzer etkileri, siklik guanozin monofosfat yolu ile astım tedavisi için yeni ilaç geliştirme olasılığını arttırmaktadır. Bu çalışmada literatürde ilk kez metakolinle atak provoke edilen kronik astımlı farelerde nebulize sildenafili kullanmayı ve nebulize sildenafilin akciğer histolojisi, oksijen saturasyonları ve kan gazı parametreleri üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Metotlar: Otuzbeş BALB/c fare her bir grupta 7 fare olacak şekilde 5 gruba ayrıldı (Grup 1-5). Grup 1 (kontrol) dışındaki tüm farelerde 74 gün boyunca ovalbumin uygulamaları ile kronik astım modeli oluşturuldu. Grup 2'ye başka bir ilaç verilmedi. Grup 3, 4 ve 5'teki farelerde çalışmanın 75. gününde metakolin inhalasyonları ile astım atağı oluşturuldu. Sonrasında nebulize sildenafil (0.07 mg/ml), nebulize budesonid (0.25mg/ml) ve nebulize salin sırası ile Grup 3, 4 ve 5'e verildi. Metakolin inhalasyonları öncesi ve sonrasında ve tedavilerden 15 dakika sonra farelerin kalp hızları ve oksijen saturasyonları ölçüldü. Tedavilerden bir saat sonra fareler anestezi sonrası kalplerinden kan alınarak sakrifiye edildi ve kan örnekleri kan gazı analizi için kullanıldı. Grup 1 ve 2'deki fareler de yine aynı metodla sakrifiye edildi. Tüm farelerin akciğer histolojileri ışık ve elektron mikroskopi ile incelendi. Bulgular: Grup 1'in bazal membran, düz kas ve epitel kalınlıkları, mast ve goblet hücre sayıları Grup 2'ninkilerden anlamlı olarak düşüktü (sırası ile p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.001, p=0.000). Grup 3'ün bazal membran kalınlığı ve mast hücre sayısı, Grup 5'in bazal membran kalınlığı ve mast hücre sayısından anlamlı şekilde düşüktü (sırası ile p=0.000, p=0.001). Grup 5'in düz kas kalınlığı, Grup 3'ünkinden anlamlı olarak düşüktü (p=0.000). Grup 4'ün bazal membran kalınlığı ve mast hücre sayısı Grup 5'inkilerden anlamlı olarak düşüktü (sırası ile p=0.000, p=0.000). Grup 4'ün düz kas kalınlığı, Grup 3'ünkinden anlamlı şekilde düşüktü (p=0.000). Oksijen saturasyonları, kalp hızları ve kan gazı parametreleri tedavilere göre gruplar arasında farklılık göstermemekte idi.  Sonuç: Sonuçlarımız kronik astım modelinin başarı ile oluşturulduğunu göstermektedir. Nebulize sildenafil plaseboya göre bazal membran kalınlığında ve mast hücre sayısında anlamlı azalma sağlamıştır. Nebulize budesonid sadece düz kas kalınlığını nebulize sildenafile göre anlamlı olarak azaltmıştır bunun dışında tüm parametreler iki grup arasında benzerdir. Her üç tedavi de farelerin kalp hızı, oksijen saturasyonu ve kan gazı parametreleri arasında farklılık meydana getirmemiştir. Nebulize sildenafilin akut astım tedavisindeki etkinliğini göstermek için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.  Objective: Sildenafil is a phosphodiesterase 5 inhibitor, which is used for the treatment of erectile dysfunction. The inhibition of phosphodiesterase 5 leads to an increase in cyclic guanosine monophosphate levels. Similar activities of cyclic guanosine monophosphate and cyclic adenosine monophosphate that plays a key regulatory role in the pathophysiology of asthma, raise the possibility of a new drug development for the treatment of asthma via cyclic guanosine monophosphate way. In this study, we aimed to use the nebulized sildenafil in chronic asthmatic mice in which an attack was provoked by methacoline and investigate the effects of sildenafil on lung histology, oxygen saturation and blood gas parameters for the first time in the literature.  Methods: Thirty five BALB/c mice were divided into 5 groups each containing 7 mice (Group 1-5). In all mice, except Group 1 (control), the model of chronic asthma was established with ovalbumin administrations during 74 days. No other drug was given to Group 2. In Group 3, 4 and 5, asthma attack was developed by methacoline inhalations on day 75. After methacoline inhalationsÃ¦ nebulized sildenafil (0.07 mg/ml), nebulized budesonide (0.25mg/ml) and nebulized saline were given to Group 3, 4 and 5, respectively. Heart rates and oxygen saturations were measured before and after the methacoline inhalations and 15 minutes after the treatments. One hour after the treatments, mice were sacrificed after anesthesia by blood suction from the hearts and the blood samples were used for blood gas analysis. The mice in Group 1 and 2 were also sacrificed by the same method. Lung histologies of all mice were examined by light and electron microscopies.  Results: Basement membrane, subepithelial smooth muscle layer, and epithelium thicknesses as well as numbers of mast cells and goblet cells were significantly lower in Group 1 than in Group 2 (respectively p=0.000, p=0.000, p=0.000, p=0.001, p=0.000). Basement membrane thickness and number of mast cells were significantly lower in Group 3 than in Group 5 (respectively p=0.000, p=0.001). Subepithelial smooth muscle layer thickness was significantly lower in Group 5 than in Group 3 (p=0.000). Basement membrane thickness and number of mast cells were significantly lower in Group 4 than in Group 5 (respectively p=0.000, p=0.000). Subepithelial smooth muscle layer thickness was significantly lower in Group 4 than in Group 3 (p=0.000). Oxygen saturations, heart rates, and blood gas parameters did not show difference between groups according to the treatments. Conclusion: Our results show that the model of chronic asthma was successfully established. Nebulized sildenafil decreased basement membrane thickness and number of mast cells significantly compared to placebo. Nebulized budesonide decreased only subepithelial smooth muscle layer thickness more than nebulized sildenafil, otherwise all the parameters were similar between the two groups. All the three therapies did not make difference in heart rates, oxygen saturations and blood gas parameters of mice. Further studies are needed to show the efficacy of nebulized sildenafil in the treatment of acute asthma.   
</description>
<dc:date>2010-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/12513">
<title>Rat fetüslerinde deneysel özefagus atrezisi modelinde interstisyel cajal hücrelerinin dağilimi</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/12513</link>
<description>Rat fetüslerinde deneysel özefagus atrezisi modelinde interstisyel cajal hücrelerinin dağilimi
İSBİR, Caner
  Giriş ve Amaç: Özefagus atrezisi 3000 canlı doğumda bir görülen gelişimsel bir anomalidir. Güncel tedavi yaklaşımı özefago-özefagostomidir. Özefagus atrezisi onarımı yapılan hastalarda ameliyat sonrası dönemde, beslenme sorunlarına yol açan anastomoz darlığı ve %90 oranına ulaşan özefagus motilite bozukluğu gibi problemler oluşabilmektedir. Bu hastalarda motilite bozukluğuna bağlı yutma güçlüğü, kusma ve gastroözefageal reflü hastalığı (GÖRH) ortaya çıkmaktadır. Özefagus atrezisi onarımı sonrası özefagusa ait motilite bozukluklarının, nöronal yapının primer malformasyonuna veya ameliyat sırasında sinir doku yaralanmalarına bağlı olabileceği tespit edilmiştir. Nöronal dokuya ait malformasyonların ise nervus vagusa ait dallanma kusurlarından kaynaklanabileceği ileri sürülmüştür. Gastrointestinal sistemde gösterilen interstisyel Cajal hücreleri (İCH) motilite düzenleyici ?intrinsic pacemaker? görevi görür. Bu hücrelerin düz kas öncüllerinden meydana geldiği düşünülmektedir. GÖRH?lı gastrointestinal sistem motilite bozukluğu olan erişkin hastalarda yapılan bir çalışmada, özefagusta İCH?ne ait elektrik aktivitenin azalmış olduğu gösterilmiştir. Deneysel olarak, adriyamisinin teratojen özelliğinden faydalanarak, rat fetüslerinde özefagus atrezisi-trakeoözefageal fistül (ÖA ? TÖF) elde edilebilmektedir. Bu çalışmada rat fetüslerinde, deneysel adriyamisin özefagus atrezisi modeli kullanılarak, İCH sayı ve dağılım değerlendirmesinin yapılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Wistar albino ratlar kullanıldı. Gebe ratlara, gebeliğin 6 ? 9. günleri arasında adriyamisin 2 mg/kg?dan 4 doz halinde intraperitoneal olarak verildi. Gebeliğin 20. gününde fetüsler sezaryen ile doğurtuldu. Fetüslerin özefagusları mikroskop 2 altında diseksiyon yapılarak görüntülendi. Diseksiyon sonucunda, fetüsler ÖA eşlik eden ve ÖA eşlik etmeyen olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki grubun özefaguslarından tam kat doku örneği alındı. Çalışmada, uygulama yapılmayan normal rat fetüslerinden oluşan kontrol grubu, adriyamisin verilip özefagus atrezisi elde edilen ve özefagus atrezisi elde edilmeyen rat fetüsleri olmak üzere, üç grup oluşturuldu. Her üç grupta 7 fetüs elde edilinceye kadar çalışmaya devam edildi. Fetüslerden elde edilen özefagus dokuları %4 paraformaldehit ile tespit edildi. İmmünohistokimyasal yöntem (C-kit, CD117) ile İCH varlığı araştırıldı. Bulgular: Tüm gruplardan elde edilen rat fetüs özefagus dokuları, immünohistokimyasal yöntem (C-kit, CD117) ile boyanarak İCH yapı ve dağılımı açısından karşılaştırıldığında; özefagus atrezili rat fetüslerinde İCH sayı ve dağılımının diğer gruplara göre anlamlı olarak azalmış olduğu tespit edildi. (p&amp;lt; 0.05 ) Sonuç: Deneysel özefagus atrezisi adriyamisin rat modelinde İCH yoğunluğunun azalmış olmasının özefagus düz kas dokusunda gevşeme yanıtının azalmasına yol açarak özefagus motilite sorunlarına neden olabilir. Özefagus atrezisi onarımı yapıldıktan sonra hastalarda görülen özefagus motilite bozukluğu semptomları, İCH?nin yoğunluğunun azalması ile ilişkilendirilebilir.         Introduction and Objective: Esophageal atresia is a developmental anomaly seen once per 3000 live births. The current treatment approach is esophago-esophagostomy. In patients who underwent an esophageal atresia repair, such problems as anastomotic stricture which lead to nutritional problems and esophagus motility up to 90 % can appear in the postoperative period. These patients can suffer from dysphagia, vomiting and gastroesophageal reflux disease (GERD) depending on the motility disorder. It was determined that motility disorders of esophagus appearing following the esophageal atresia may result from primary malformation of neural structure or nerve tissue injuries during the operation. It was also argued that malformations of neural tissue may originate from branching faults of nervus vagus. Interstitial Cajal cells indicated in the gastrointestinal system act as motility regulating ?intrinsic pacemaker?. It is thought that these cells are composed of smooth muscle precursors. In a study carried out on adult patients suffering from gastrointerstinal system motility disorder with GERD, it was demonstrated that electrical activity of interstitial Cajal cells reduced in esophagus. Experimentally, esophageal atresia-tracheoesophageal fistula can be obtained in rat fetus by benefiting from the teratojenic feature of adriamycin. In this study, it was aimed at evaluating the number and distribution of interstitial Cajal cells by using the experimental adriamycin esophageal atresia in rat fetus. 4 Material and Method: In this study, Wistar albino rats were used. 4 doses of adriamycin, 2 mg/kg each, were administered to pregnant rats between the 6th and 9th days of pregnancy. Fetuses were made deliver the babies with caesarian operation at the 20th day of the pregnancy. Esophagus of the fetus were dissected and viewed via microscope. At the end of dissection, fetuses were grouped into two categories: accompanied by esophageal anomaly and not accompanied by esophageal anomaly. Afterwards, tissue samples were taken from esophagus of both groups. In this study, three groups were created: control group which includes normal rat fetus which did not undergo an effect, the group consisting of rat fetus which developed esophageal atresia following adriamycin administration and the group consisting of rat fetus which did not develop esophageal atresia. Experiments continued until 7 fetuses were obtained in each group. Esophageal tissues taken from fetus were detected with 4 % paraformaldehyde. The presence of interstitial Cajal cells was examined through the immunohistochemical method (C-kit, CD117). Results: Rat fetuses esophagus tissues obtained from all groups were dyed with immunohistochemical method /C-kit, CD117) and they were compared in terms of the structure and distribution of interstitial Cajal cells. It was detected that the number and distribution of interstitial Cajal cells in the rat fetus with esophageal atresia reduced significantly when compared to the other groups (p&amp;lt;0.05). Conclusion: The decrease of interstitial Cajal cell intensity in the experimental esophageal atresia adriamycin rat model may cause esophageal motility problems by leading to a reduction in the relaxation response in the esophageal smooth muscle tissue. Esophageal motility disorder symptoms seen in patients who underwent esophageal atresia repair can be associated with the decrease of interstitial Cajal cell intensity.        
</description>
<dc:date>2012-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/12512">
<title>Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda video-polisomnografi ile uyku bozukluklarının değerlendirilmesi</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/12512</link>
<description>Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda video-polisomnografi ile uyku bozukluklarının değerlendirilmesi
AKINCI, GÜLÇİN
  Amaç: Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı almış çocuklarda uyku ile ilişkili yakınmalar günlük pratikte nadir değildir. Bu çalışmada DEHB'li çocuklarda uyku makro yapısının, uyku sorunlarının ve gün içi uykululuğunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve yöntem: Yeni tanı almış ilaç kullanmayan 30 DEHB'li çocuk (22 erkek, 8 kız, ortanca yaş: 9.93; 9 dikkat eksikliği, 21 hiperaktif veya kombine DEHB alt tipi) ve yaş ve cinsiyet uyumlu 15 sağlıklı kontrol (9 erkek, 6 kız, ortanca yaş: 11.33) çalışmaya dahil edildi. Yapılandırılmış uyku anketleri, Pittsburgh uyku kalitesi anketi, Epworth uyku ölçeği ve gece boyu video-polisomnografi (PSG) uygulandı.Bulgular: DEHB grubunda çocuklar/ebeveynler kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı oranda daha sık olarak sorunlu ve/veya bölünmüş uyku tanımladı. Yakınmalar uykuda konuşma (%60 vs. %6.7, p=0.001), kronik uykuya başlama insomnisi (%56.7 vs. %0.0, p&amp;lt;0.001), konfüzyonel uyanma (%26.7 vs. %0.0, p=0.038) ve huzursuz bacak sendromu (HBS) ile ilişkili bacaklarda rahatsızlık hissi (%33.3 vs. %6.7, p=0.05) olarak belirlendi. DEHB'li çocuklarda gün içi uykululuk ve kötü uyku kalitesi ile korele olan Epworth uyku skoru (p=0.011) ve Pittsburgh uyku kalitesi indeksi (p=0.001) daha yüksekti. PSG verilerinin analizi sonucunda DEHB grubunda azalmış REM yüzdesi ve artmış REM latansı saptandı (sırasıyla p=0.017 ve p=0.046). İki grup arasında apne-hipopne indeksi (AHİ) yönünden anlamlı bir farklılık gösterememiş olmamıza karşın Epworth uyku skoru ile AHİ arasında pozitif bir korelasyon saptandı (r=0.32, p=0.032).Sonuç: DEHB'li çocuklarda ilaç kullanımından bağımsız olarak kontrol grubuna göre bozulmuş uyku yapısı ve kötü uyku kalitesi mevcuttur. Artmış HBS, gün içi uykululuk ve kötü uyku kalitesi bazı DEHB semptomlarından sorumlu olabilir ve bu bulgular ortak bir patofizyolojiyi paylaşıyor olabilir. DEHB'li çocuklarda saptanmış olan REM yüzdesi ve latansındaki değişimler nörodavranışsal yakınmalar ile ilişkili olabilir. Uyku ile ilişkili sorunların tanınması ve tedavisi nörodavranışsal yakınmaları hafifletebileceği gibi DEHB'li çocuklarda ve ailelerinde yaşam kalitesini arttırabilir.     Objective: It is not rare in daily practice that children with attention-deficit/hyperactivity disorder (ADHD) suffer from sleep related symptoms. In this study, we aimed to evaluate sleep macrostructure, sleep disturbance and daytime sleepiness in children with ADHD.Materials and Methods: Thirty newly diagnosed, drug naÃ¯ve ADHD children (22 male, 8 female; median age: 9.93 years; 9 with inattentive and 21 with hyperactive or combined ADHD subtype) and 15 age and sex matched healthy controls (9 male, 6 female; median age: 11.33 years) were included. Structured sleep interview, Pittsburgh sleep quality questionnaire, Epworth sleepiness scale and nocturnal video-polysomnography (PSG) were performed.Results: Significantly more children/parents reported disturbed, fragmentary sleep at night in the ADHD group compared to the control group. Complaints were sleep talking (60% vs. 6.7%, p=0.001), chronic sleep onset insomnia (56.7% vs. 0.0%, p&amp;lt;0.001), confusional arousal (26.7% vs. 0.0%, p=0.038) and leg discomfort at night associated with restless leg syndrome (RLS) (33.3% vs. 6.7%, p=0.05). Patients with ADHD had higher Epworth sleepiness score (p=0.011) and higher total Pittsburgh sleep quality index (p=0.001), which were correlated with daytime sleepiness and worse sleep quality respectively. PSG data analysis showed decreased REM % and increased REM latency in the ADHD group (p=0.017 and p=0.046, respectively). Although we were not able to show any significant difference in apne-hipopne index (AHI) between two groups, a positive correlation was detected between Epworth sleepiness score and AHI (r=0.32, p=0.032).Conclusion: Children with ADHD, independent of any previous or current drug use, had altered sleep structure and impaired sleep quality compared to healthy controls. Increased RLS, daytime sleepiness and worse quality of sleep might be responsible for some ADHD symptoms, and they may share the same pathophysiologic mechanisms. Altered REM % and REM latency in ADHD children might be associated with neurobehavioral disturbances. The management of sleep related problems would help to alleviate neurobehavioral symptoms and to improve the life quality in affected children with ADHD and their families.   
</description>
<dc:date>2012-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</rdf:RDF>
