<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rdf:RDF xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2834">
<title>Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi, C20/S1 (2006)</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/2834</link>
<description/>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2959"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2958"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2957"/>
<rdf:li rdf:resource="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2956"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-04-25T17:33:30Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2959">
<title>Su Kaynaklı Bir Parazit: Cryptosporidium</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/2959</link>
<description>Su Kaynaklı Bir Parazit: Cryptosporidium
USLUCA ŞENLEN, SELMA; Aksoy, Ümit
İlk kez 1907'de farelerde bildirilmiş olmasına rağmen, son 30 yıldır insanlarda hastalık yaptığı bilinmektedir. Moleküler biyolojik tekniklerdeki gelişmeler cryptosporidiosise bakış açımızı çok değiştirmiştir. Sadece immun yetmezlikli kişileri etkileyen nadir bir hastalık olarak görülürken, bugün su kaynaklı büyük salgınlardan sorumlu bir halk sağlığı sorunu olduğu anlaşılmıştır. Bu derlemede Cryptosporidium'a ait bilgiler son literatürler ışığında gözden geçirilmiştir.  Although first described in mice in 1907, Cryptosporidium is known as a human disease for only 3 decades. Advances in moleculer biologic techniques has greatly changed our understanding of cryptosporidiosis. Previously known as a rare disease of immunodeficient patients, has became a public health concern responsible for waterborn outbreaks. In this review, we overviewed our knowledge of Cryptosporiodium in spite of current literature.
</description>
<dc:date>2006-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2958">
<title>Tekrarlayan Hışıltının Nadir Bir Nedeni Olarak Pulmoner Arter Slingi</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/2958</link>
<description>Tekrarlayan Hışıltının Nadir Bir Nedeni Olarak Pulmoner Arter Slingi
Babayiğit, Arzu; Ölmez, Duygu; UZUNER, NEVİN; KARAMAN, ÖZKAN; Saylam, Gül; ÇAKMAKÇI, HANDAN; ÜNAL, NURETTİN
Pulmoner vasküler sling, sol pulmoner arterin sağ pulmoner arterden çıkıp trakea etrafında bir halka ve basıya neden olduğu çok nadir olarak rastlanan gelişimsel konjenital vasküler bir anomalidir. Burada; tekrarlayan hışıltı ve alt solunum yolu enfeksiyonları nedeni ile hastanemize gönderilen ve pulmoner vasküler sling tanısı almış 13 aylık bir erkek hasta sunuldu. Hastanın baryumlu özefagus grafisinde özefagus anterior lateral kesiminde indentasyon izlendi ve toraks manyetik rezonans görüntüleme ve anjiografi tetkikleri ile de pulmoner arter slingi tanısı doğrulandı. Operasyondan hemen sonra hastanın semptomları düzeldi. Sonuç olarak, tekrarlayan hışıltı ve alt solunum yolu enfeksiyonu olan çocuk hastalarda, pulmoner vasküler sling ayırıcı tanılar arasında düşünülmelidir. Pulmonary vascular sling is a rare congenital condition in which the left pulmonary artery arises from the right pulmonary artery forming a sling around the trachea causing tracheal compression. We report a 13-month-old male patient with pulmonary vascular sling who was referred to our hospital because of recurrent wheezing and frequent lower respiratory tract infections. Barium-esophagography showed an indentation at the level of the anterior lateral segment of esophagus and thorax magnetic resonance imaging and angiography confirmed the diagnosis of pulmonary vascular sling. Relief of symptoms was achieved immediately after surgery. Therefore, in children with recurrent wheezing and lower respiratory tract infections, pulmonary vascular sling should be considered in the differential diagnosis.
</description>
<dc:date>2006-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2957">
<title>Parsiyel Sitokrom C Oksidaz Eksikliği ile İlişkili Leıgh Sendromu: Olgu Sunumu</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/2957</link>
<description>Parsiyel Sitokrom C Oksidaz Eksikliği ile İlişkili Leıgh Sendromu: Olgu Sunumu
YİŞ, ULUÇ; Hüdaoğlu, Orkide; KURUL, AYŞE SEMRA; ÇAKMAKÇI, HANDAN; ÖZER, ERDENER; Dirik, Eray
Leigh sendromu en çok â€˜'sitokrom c oksidaz'' eksikliği sonucu ortaya çıkan ve erken süt çocukluğu döneminde nöbet, gelişme geriliği, hipotoni, solunum bozuklukları ve laktik asit yüksekliği ile karakterize bir mitokondrial ensefalomyopatidir. Enzim eksikliği parsiyel olan vakalarda klinik seyir ve laboratuvar bulguları daha farklı olabilmektedir. Bu yazıda altı aylıkken dirençli nöbetler ve psikomotor gerilik ile getirilen, yenidoğan döneminde laktik asit ve kraniyal MRG tetkiki normal olmasına rağmen izlemde laktik asiti yükselen ve kortikal atrofi gelişen parsiyel "sitokrom c oksidaz'' eksikliği ile ilişkili Leigh sendromlu bir vaka sunulmaktadır.  SUMMARY Leigh disease is a mitochondrial encephalomyopathy that is frequently caused by "cytocrom c oxidase'' deficiency and is characterised with seizures, psychomotor deficiency, hypotonia, respiratory arrest and lactic acidosis in the early infancy period. Patients who have partial deficiency of the enzyme have different laboratory and clinical findings. We report a case with partial â€˜'cytocrom c oxidase'' deficiency associated Leigh Syndrome who was admitted with refractory seizures and psychomotor retardation when she was 6-months-old with a raised lactic acid and cortical atrophy although the lactic acid level and cranial MRI were in normal ranges in her newborn period. 
</description>
<dc:date>2006-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="http://hdl.handle.net/20.500.12397/2956">
<title>Başka Nedenlerle Laparoskopi Yapılan Hastalarda Processus Vaginalis Açıklığının Değerlendirilmesi</title>
<link>http://hdl.handle.net/20.500.12397/2956</link>
<description>Başka Nedenlerle Laparoskopi Yapılan Hastalarda Processus Vaginalis Açıklığının Değerlendirilmesi
HAKGÜDER, FAİKA GÜLCE; OLGUNER, MUSTAFA; ATEŞ, OĞUZ; Çağlar, Meltem; Akgür, Feza M.
Amaç: Kasık fıtığı çocukluk çağının en sık cerrahi hastalığıdır. Genel çocuk populasyonunda %3 (%0,8-%4,4) civarında görülmektedir. Processus vajinalis (PV), peritonun iç kasık halkasından kasık kanalının içine doğru ilerlemesiyle gestasyonun 3. ayında gelişmekte ve doğumdan birkaç ay sonra distalden proksimale doğru kapanmaktadır. PV %20 oranında hayat boyu belirti vermeden açık kalırken %3 oranında semptomatik hale gelerek kasık fıtığı olarak kendini gösterir. Herhangi bir nedenle laparoskopi yapılan hastalarda açık processus vaginalis (APV) insidansını Goldstein testi, laparoskopik gözlem ve APV derinlik ölçümü yöntemlerini kullanarak araştırmak amacı ile prospektif bir çalışma planlandı. Gereç ve yöntem: Ocak 2000'den Mayıs 2004'e kadar kasık fıtığı onarımı dışındaki nedenlerle laparoskopi yapılan 68 hasta (49 erkek, 19 kız) çalışmaya dahil edildi. CO2 insufilasyonu sonrası kasık bölgelerinde krepitasyon alınıp alınmadığına (Goldstein testi) ve bu sırada optik ile iç halka ağzında hava kabarcığı oluşup oluşmadığına bakıldı. Daha sonra optik ile iç halka açıklığı değerlendirildi. İç halka açık görülen hastaların patent processus vaginalislerinin uzunlukları bir sonda ile ölçüldü. Uzunluğu 1,5 cm ve üzerinde ölçülenler APV olarak kabul edildi ve bu hastalara ebeveynlerden aydınlatılmış onam alındıktan sonra inguinal eksplorasyon yapıldı. Bulgular: 68 hastanın 4'ünde (%5,7) Goldstein testi pozitifken, bir tanesinde laparoskopik olarak APV saptanmadı. Goldstein testi negatif olan 64 hastanın 1 tanesinde ise APV uzunluğu 1,5 cm'den uzun ölçüldü. Kasık kanalları eksplore edilen hastaların hepsinde APV saptandı. Goldstein testinin spesifitesi ve sensitivitesi sırasıyla %98,4 ve %75 ve laparoskopik gözlem ve PV uzunluğunun ölçülmesininki ise %100 ve %100 olarak bulundu. Sonuç: Kasık fıtığı onarımı sırasında pnömoperitonyum oluşturularak karşı tarafın Goldstein testi ile değerlendirilmesi yardımcı bir yöntemdir. Laparoskopi imkanı bulunmayan çocuk cerrahisi kliniklerinde kullanılabilir. Ancak tek taraflı fıtıklarda karşı taraf PV laparoskopik olarak değerlendirildiğinde ve derinliği ölçüldüğünde çok daha güvenilir sonuçlar alınmaktadır. Spesifitesi %100 ve sensitivitesi %100 olan bu yöntem, patent PV saptanmasında tercih edilecek yöntem olmalıdır. Patent PV varlığı bu hastalarda muhakkak fıtık gelişeceği anlamına gelmemekle birlikte, patent PV'in belirlenmesi ve bağlanması %10 oranında olan olası bir herni gelişimini engelleyerek %0'a indirecektir. Ayrıca kasık fıtığı dışında herhangi bir karın içi patolojisi için yapılan laparoskopide bu tetkikin yapılıp, gerektiğinde kesenin ayni seansta onarımı ise hastayı ortalama % 3 sıklıkta gözlenen herni için ayrı bir seansta yapılacak girişimden kurtaracaktır.  Objective: A prospective study was planned to evaluate the incidence of patent processus vaginalis in patients who had undergone laparoscopy for intraabdominal pathologies other than inguinal hernia repair, by Goldstein test, direct visualization by laparoscopy and probing the patent processus vaginalis Material and method: During January 2000-May 2004, 68 patients (49 M, 19 F) who had undergone laparoscopy for pathologies other than inguinal hernia repair were included in the study. After insufflation of CO2, regions were palpated for crepitation (Goldstein test). With the scope, patency of the inguinal the internal ring is evaluated by direct vision and bubble formation during palpation. Than the depth of the processus vaginalis was measured with a scaled probe. Processus vaginalis deeper than 1.5 cm were accepted as patent and inguinal hernia repair was performed. Results: While Goldstein test was pozitive in 4 of the 68 patients, the laparoscopic findings did not support patent processus vaginalis in 1. Among the Goldstein test negative 64 patients, in one patient the depth of the processus vaginalis was found deeper than 1.5 cm. Processus vaginalis was found in all the patients who underwent inguinal exploration. The specifity and sensitivity of the Goldstein test was found 98.4% and 75% respectively while the laparoscopy with probing was found 100 % both. Conclusion: Although presence of patent processus vaginalis does not mean that an inguinal hernia will develop, identification and ligation of patent processus vaginalis will prevent a possible inguinal hernia development.
</description>
<dc:date>2006-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</rdf:RDF>
